ANASAYFA

HURAFELER

ŞEHİTLERİ UNUTMA

ZİYARETCİLER

AKAİD

ÖZELLİKLERİMİZ

SORULARINIZ

KUR`AN ve TARİH

KAVRAMLAR

KUR`ANİ YAZILAR


   
  Tebyin - KUR`AN-I ANLAMAK KOLAYDIR....
  1- DEVLETIN DINI
 

BİRİNCİ BÖLÜM

DİN  VE  DEVLET İLİŞKİLERİ

 

1- DEVLETİN DİNİ

1. Devlet bir kurumdur. Kurumların dini olmaz, insan­ların dini olur. Devlet namaz kılmaz, oruç tutmaz ve ahi­retle ilgili bir endişe taşımaz. Devlet gibi diğer kurum ve kuruluşların da dini olmaz.

Devleti veya bir kurumu idare eden­ler, kendi inançla­rını idarelerine yansıtır­lar. Bu tabii bir durumdur. Müslümanların hakim ol­duğu devlete is­lam devleti, hı­rıstiyanların ha­kim olduğu devlete de hırıstiyan devleti denmesi bundandır. Tabii olmayan, idarecilerin halkı kendileri gibi inan­maya zor­lama­larıdır. İşte din devleti veya ideolojik dev­let böyle do­ğar. Bir inancı zorla de­ğiştir­mek mümkün ol­madı­ğından böyle yer­lerde iç çekiş­me­le­rin, baskı ve zu­lümlerin sonu gel­mez.

 

2. Dinin özü imandır. İmanın temeli de kalp ile tasdiktir. Kalp insanın iç dünya­sında­dır. İnsan bu­rada alabildiğine hür­dür. Hiçbir inanç, insana zorla kabul et­tiri­lemez. En baskıcı rejim­ler dahi bunu başaramazlar. Allah Teâlâ şöyle bu­yu­rur:

 

لاَۤ اِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنْ الغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدْ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لاَ انْفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ (256)

256-“Dinde zorlama olmaz; ar­tık doğru ile eğri birbirinden iyice ayrılmıştır. Bundan böyle kim zorbaları tanımaz da Allah'a inanırsa kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah işitendir, bi­lendir.” (Bakara 2/256)

 

Bu sebeple müslüman­lar kimseyi müslüman olmaya veya müslüman gibi dav­ranmaya zorlayamazlar; tam tersine herkese inandığı gibi yaşama imkânı verir­ler. Bu böyle olduğu için müslüman­ların devleti, din devleti yani teokratik devlet ola­maz[1]. Onlar, insan­ları Allah adına değil, kendi adlarına yönetirler. İyi yöne­ten sevap kazanır. Kötü yö­neten ise onun sorumlulu­ğunu üstlenir.

 

3. Türkiye'de din deyince İslam an­laşılır. Bu di­nin bir peygamberi, bir de Kitabı vardır. Müslüman olmak isteyen, o peygambe­rin gösterdiği ve bu Kitab'ın bildirdiği gibi inanır ve yaşar. Yani Kur'an'a uyar.

Bir de Kur'an'ı kendilerine uyduranlar vardır. Bunlar, hem diledikleri gibi ya­şamak hem de müslüman  sayıl­mak is­terler. Onun için kendilerine uy­mayan ayet ve hadislerin bir kısmını eski çağ­larla ilgili görüp yürürlükten kalkmış sa­yarlar, bir kısmını da farklı yorumlarlar. Böylece hayatla dini ba­rıştırmış, dine çağdaş bir yorum ge­tirmiş oldukların dü­şünürler.

Kur'an'ı kendine uydurmaya çalış­manın doğru olmadığını onlar da bildi­ğinden içlerini rahatlatmak için destekçi­ler ararlar. Kendilerine yakın gördüklerini öne çı­ka­rır, diğerlerini geri iterler. Devlet adına ya da bir kurum veya kuruluş adına konuştukları hava­sını vererek güçlü görünmek isterler. Bu yanlış bir yoldur. Çünkü din konusunda kim konu­şursa konuşsun kendi adına konuşur.

 

Din devleti demek doğru olmadığı gibi dinsiz devlet demek de doğru de­ğildir. Dindarlık veya dinsizlik sadece insan­la ilgili bir kavramdır. Bu sebeple hiç kimse, din konusunda devlete ait bir kurum veya kuruluş adına ko­nu­şa­maz. Çünkü bu kurum ve kuruluşar, aynı inanca mensup kişilerin oluş­tur­duğu bir dinî cemaat değildir. Dinî bir konuda bun­lar adına konuşan kişi, kendi inan­cını o ku­rum veya kuruluşlara mensup kişi­lerin inancı gibi göstermiş olur ki, buna kim­senin hakkı yoktur.

Din ile ilgili olarak her müslümanı bağla­yan şey­ler; Kur'an ayetleri, sahih hadis­ler ve icma ile belirlenmiş şeylerdir. İcma, aynı devirde yaşayan İslam bil­ginlerinin ta­mamının dinle ilgili bir konuda görüş bir­liği sağlamasıdır.

 

4. Din hürriyetinin teminatı Kur'an'dır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَآمَنَ مَنْ فِي الْأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا أَفَأَنْتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ

 

99-“Rabbin dileseydi, yeryü­zünde bu­lu­nanların hepsi inanırdı. Öyle iken in­san­ları inanmaya sen mi zorlaya­cak­sın?” (Yunus 10/99)

 

İnsanın dış dünyası da içi gibi hür ol­malıdır. İşte gerçek kişiliğe o zaman kavu­şur.

 

5. Devletin vatandaşı ile iliş­kisi dinî veya ideolojik bo­yutta değil, adalet bo­yu­tunda olmalıdır. Devletin te­mel gö­revi, adaleti, iç ve dış güvenliği sağla­mak, vatan­daşların temel hak ve hürri­yetle­rine engel olan şeyleri ortadan kaldırmaktır.

Devlet baskısı ile inanmış gözüken­ler vücuda alınmış mikrop gibi olur, güçlü hale gelince hastalık yaparlar.

İnançlarına baskı yapıl­mayanlar da vücuda yapıl­mış aşı gibi ülkeyi koruma görevini üstlenirler. Osmanlı devletin­deki azınlıkların kendilerini azınlık değil, devle­tin şerefli bir vatandaşı saymaları çok önemliydi.

Devlet güneş gibi olmalı­dır. Güneş nasıl müslüman, hırısti­yan, yahudi, zen­gin, fa­kir ve ırk ayırımı yapmadan her­kese aynı mesafede ise devlet de va­tandaş­larına karşı hep aynı mesafede durmalıdır.

DEVAMI»»

-----------------------

[1]- Teoktik devlet konusu, bu kitabın ikinci bölümünde incelenmiştir.

 
 
  Bugün 209 ziyaretçi bizimle..