Yeryüzünü şereflendiren, eksiklik ve şüpheden beri olan Furkan, toplumsal ıslahın, bireysel kurtuluşun hidayet rehberi olarak, yaratanın yaratılana gönderdiği kılavuz rehberdir. Kur’an’ın rehberliği, bireysel değişimle başlayan toplumsal değişimin, İslam toplumuna doğru alınan kutsal yolunu tayin eder. İnsanlığın içinde bulunduğu bunalımın kaosa doğru çözülemeyen bir hal aldığı dönemde yeryüzüne saadet getirmiştir. Kur’an toplumsal ve bireysel ıslahın yöntemini bizlere sunarken kendi içerisinde bir diyalektiği, kendine has vahye dayalı metoda ve argümanlara sahiptir. Hayatın kurtuluşla ya da azapla nasıl sonlanacağını bizlere izhar eden kılavuzdur o. Onda bulunan emir ve yasakları okuyup içselleştirerek önceden alınması gereken önlemleri alan kimseler kurtuluşu yakalarken diğerleri azaba duçar olurlar.
“Bu Kur'an, insanlara kurtuluş yollarını gösteren kanıtlar sunmaktadır; kesin olarak inananlara kılavuz ve rahmettir.”
Kur’an özü itibariyle bir hidayettir ve rahmettir. Üzerinde önemle durulması gereken can alıcı nokta, “kesin olarak inananlara kılavuz ve rehber” olması gerçeğidir. Bu gerçeğin hayatımızda istenen değişimi yapıp fonksiyonunu icra edebilmesi için kuşkuya yer vermeyen, kararsızlık bulaşmayan, şüpheden eser bulunmayan kesin bir inanca ve güvene bağlı olması kaçınılmazdır. Kişi, bu durumda aklın ve kalbin kolektif bir iman beyannamesi sonucunda yolunun açık, ufkunun aydınlık, amacının kesinleşmiş ve hayat sisteminin ana hatlarıyla belirlenmiş olduğunu görür. İmanının gereği olarak başına gelen musibetlerin Allah’ın kendisine zulmü değil bilakis kişinin kendi elleriyle yaptıklarından olduğu bilincine erişir. Bu konudaki toplumsal yasa şöyledir; “Herhangi bir toplum tutumunu değiştirmedikçe Allah onun konumunu değiştirmez”
Toplumsal değişim bireysel değişimle başlar. Ademoğlu iman ettikten sonra intisap ettiği İslam’ın emir ve yasaklarına duyduk ve itaat ettik demekten başka bir düşünce lüksüne sahip değildir. Toplumsal değişimin temeli olan ferdi değişim gerçekleşmelidir başta. Kur’an’da tebdil, tahvil, tağyir, tagayyür şeklinde kullanılan değişim, değiştirme veya değişme kavramı bir halden başka bir hale geçiş ya da önceki durum veya davranıştan uzaklaşma şeklinde tanımlanmıştır. Kur’an’da üzerinde durulan ve kulların kurtuluşu için tavsiye edilen değişim, kötü olandan iyi olana; şirkten tevhide, adaletsizlikten adalete, imansızlıktan imana, batıldan hakka doğru bir değişimdir. Bu değişim sürecini iyi algılayabilmek için de Kur’an’da, peygamber kıssaları özellikle zikredilmiştir. Kendilerine uyarıcı olarak peygamberler gönderilmesine rağmen bulundukları İslam dışı hayattan uzaklaşmadıkları için bizlere önceki kavimlerden ibret dolu kıssalar anlatılmıştır. Kimileri kendilerini müstağni gördüklerinden, kibirlendiklerinden dolayı üzerlerine taşlar yağdırılmış, kimileri haddi aştıklarından ötürü kulakları sağır, gözleri kör eden bir sesle helak edilmişlerdir.
Bireysel değişim gerçekleşmeden toplumsal evrensel değişim gerçekleşemeyecektir. Belki yeri gelecek başta iç dünyamızda gemileri yakmak gerekecek. Unutulmasın ki nefiste (içsel) olanı değiştirme gücünü elde edenler toplumda olanı da değiştirmeye güç yetirebilirler. İnsan kendi içindeki yanlışların ne olduğunu bilirse ancak onları değiştirmeye güç yetirebilir.
Bizi vahiy endeksli bir hayattan uzaklaştırmaya çalışan nefis, hayra karşı atılan adımları durdurmak için tüm gücüyle bizimle mücadele eder. Nefsine yenik düşenler zahirde İslam maskesi takmış olsalar da kendilerini müstağni görmelerinden dolayı bilmiyorlar mı ki gizlinin de, zahirin de sahibi Allah’tır. Hatayı tespit etmeyi öğrenen ademoğlu tetkik ve teşhis konusunda artık tecrübelidir. Toplumda cereyan edecek sorunları hataları kazanılmış bir kale olan kendi nefsinden edindiği tecrübeyle toplumsal sorunları tespit ve teşhis ederek bunların iyiye doğru gitmesi için mücadele etmelidir. İnsan, zaman zaman “Bu böyle olmuyor, çok sorun var, bundan sonra ne yapsak boş” yargıları içten içe yapıyor. Bu, bizlerin değişimi nefislerde gerçekleştiremediğimizden dolayıdır. Yüce Allah bizlere lütfetmiş, başımıza gelecek olan bütün musibetlerin yaşanılmış şekliyle teoriğini Kur’an’la bizlere sunmuştur. Şu an yaşadığımız tüm sıkıntılar daha önce yaşanıp tecrübe edilmiştir. Bizlerin de bu tecrübelerin ışığında yol almamız ve geleceği inşa ederken yapılması gereken değişim ve dönüşümü nefsimizden başlayarak gerçekleştirmemiz gerekir. Bu haliyle insanlığın özünden gelen, gaflet ve unutkanlık perdesini kaldırmak dünya ve ahiret mutluluğunu yakalamada kendisine engel olabilecek musibetleri, şerleri defedip felakete, azaba doğru yol alan toplumu önceki uyarıcıların öğretileri ışığında ıslah etmeliyiz.
Mücahid Korkmaz / Özgün İrade