Hz. Muhammed Peygamberlerin sonuncudur. Onun geleceği Tevrat ve İncil’de haber verilmiştir. Söz konusu kitaplarda en belirgin vasıfları arasında Ümmi ve beşer olması bulunur. Konuyla ilgili Yüce Allah şöyle Buyurmaktadır:
“Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder kötülükleri yasaklar, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar...” (Âraf, 7/157)
“De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilâhınızın bir tek İlâh olduğu vahy olunuyor...” (Fussilet 41/6)
İşte bu makalede, Hz. Peygamberin Ümmi ve beşer olduğunu ve söz konusu terim hakkında yapılan yorumları bulacaksınız.
Yüce Allah peygamberliği Hz. Adem’le başlatmış, Hz. Muhammed ile noktalamıştır. İkisi arasında birçok peygamberler göndermiş, onların her birine kitap ve hikmet vermiştir. Söz konusu Peygamberlere verdiği dinleri de Fıtrat dini, Hanif dini, Hak din ve İslâm isimleriyle zikretmiştir. Bu isimlerin her biri tevhidi ifade etmekte, bunun dışında kalan dinler ise kabul edilmez bulunmaktadır. Peygamberler, Allah’ın seçkin kullarıdır. Onlar insandır fakat Yaratıcının kontrolünde özel olarak büyük göreve hazır hale getirilmektedir. Bu vesileyle, diğer insanlardan farklı yönleri bulunur. Bütün Peygamberlere verilen emir ve hükümler temel konularda aynıdır. Yaratıcı, Peygamberler konusunda bir ayrımın yapılamayacağını, hepsine inanılması gerektiğini belirtmiştir. Son olarak gönderilen Hz. Peygamber, önceki Peygamberlere inanılmasını istemiş, önceki Peygamberler de O’nun geleceğini haber vermişlerdir. İlâhi bir bağ ile birbirine bağlanan Peygamberler arasında bir ayrımın yapılması, ilâhi dinler açısından yanılgı olarak kabul edilmektedir. Yüce Allah, son Peygamberin vasıflarını daha önce gönderilen kitaplarda haber vermiş, bu özellikleri taşıyan peygamberin geldiğinde, O’na inanılmasını ve yardımcı olunmasını istemiştir. İşte, haber verilen sıfatlardan önemli bir yeri ihtiva eden ve makalede incelemeye aldığımız “beşer” ve “ümmi” terimi önemli bir yeri oluşturmaktadır. Kur’an’da ve diğer kaynaklarda önemli bir yer ihtiva eden mefhumların tahlil edilmesinin, farklı inanca sahip olan insanların Hz.Peygamber hakkında ileri sürebilecek leri bazı asılsız iddialara karşı verilecek cevaplar açısından faydalı olacağını düşünmekteyiz.
A. Hz. PEYGAMBERİN BEŞER OLMASI
İslam’ın ihtiva ettiği Peygamber anlayışı, diğer Ehl-i Kitap dinlerden farklıdır. Kur’an’a göre Peygamber, Ehl-i Kitap inancında olduğu gibi ne kral, ne günah işleyen bir insan, ne de Allah’ın oğludur. Peygamberler insandır ve Allah’ın elçisidir. Hz. Muhammed de son nebi olarak bir beşer ve kuldur. Diğer insanlardan farkı, O’na vahy vermesidir. Beşer olması yönüyle diğer insanlarla aynı özellikleri taşır. Doğmuş, büyümüş, belirli bir süre yaşamış, evlenmiş, çocuk sahibi olmuş ve ölmüştür. Yüce Allah, Hz. Peygamber’in bir insan olduğunu, bir gün öleceğini belirtirken şöyle buyurmaktadır:
“Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür yahut öldürülürse siz ökçelerinizin üzerine geriye mi döneceksiniz?...”
“De ki’ ‘Ben de sizin gibi bir insanım; bana Allah’ın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işlesin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın.”
Hz. Ebûbekir, Hz. Peygamber’in ölümü üzerine ümitsizliğe kapılan insanlara; “Muhammed’e tapanınız varsa iyi biliniz ki o ölmüştür. Ama Allah ebedidir. O, yok olmaz.” diyerek onları yatıştırmıştır.
Son Nebi de, kendisinin zaman zaman insan olduğunu hatırlatarak; “Ben de sizin gibi bir insanım, sizin unuttuğunuz gibi ben de unuturum” buyurmuş, bir defasında aralarındaki problemin halledilmesini isteyen iki kişiye, kendisinin insan olduğunu, kim davasını iyi anlatırsa ona göre hüküm vereceğini, gaybı bilmeyeceğini açıklamıştır. Başka bir olayda “Ben de insanım, diğer insanlar gibi ben de bazen sevinç duyar hoşnut olurum, bazen de öfkelenirim” sözlerini hatırlatmıştır. İnsan olmanın iki ayırıcı özelliği bulunmaktadır. 1) İhtiyaç sahibi olması. 2) Diğer yaratıklardan farklı olarak düşünmesi, konuşması ve karşılıklı ilişki içine girmesi ve fânî olmasıdır.
1) İhtiyaç sahibi olması
Yaratılan, kendisini yaratana muhtaçtır ve ihtiyaçlarını O’nun yardımıyla karşılayabilmektedir. Buna göre, yaratılan bir insanda bulunan hasletlerin başında yeme, içme, zaruri ihtiyaçlarını giderme, uyuma, üzülme, sıkıntı çekme, evlenme, çocuk sahibi olma gereksinmeleri bulunur. Nitekim, Hz. Peygamber bir anne ve babadan dünyaya gelmiş, çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemi geçirmiş, su içmiş, yemek yemiş, yaşadığı dönemde ve kendisinden sonra gelecek nesillere örnek teşkil eden bir hayat geçirmiştir. Ehl-i Kitap ve Müşriklerden hiçbir insan Hz. Muhammed’e vahy verilmeden önce olumsuz isnatta bulunamamış, tam aksine, her inançtan insanların takdirini kazanarak “emin” lakabını almıştır. Sürekli oruç tutmak, evlilikten uzaklaşma arzusunda olmak, uyku uyumadan ibadet etmek isteyenlere gerekli ikazda bulunarak; “Allah’tan en fazla takva üzere olanınız benim, Bununla beraber bazen oruç tutar bazen iftar ederim. Gecenin bir kısmını ibadetle geçirir, bir kısmında yatar uyurum. Kadınlarla da evlenirim.” buyurarak, bir insan olarak yapması gereken hasletleri terk etmeyi, sünnetinden ayrılma olarak izah etmiştir.
2) Düşünmesi, Konuşması, İletişim İçinde Bulunması ve Ölmesi
İnsan olmanın ikinci özelliği düşünmek, düşündüğünü örnek bir yaşantı hale getirmektir. Bu kriterlerin hepsi Hz. Peygamberde mevcuttur. Zira O, diğer insanlar gibi davranmış, kendi ihtiyaçlarını ve diğer insanların sıkıntılarını gidermek için, Peygamber olması münasebetiyle, normal insanlardan farklı yönleri olmuştur. O’nun konuşurken kendisine verilen Kur’an ayetlerini tebliğ ettiği ve kalbine ilham edilen vahyi kendi sözleriyle ifade ettiği gözlenmiştir. Kendi düşüncelerini ifade ederken, zaman zaman insanlık gereği yanıldığı olmuş, söz konusu yanılmaları bazen Yüce Yaratıcı düzeltmiş, bazen kendisi bunların farkına varmış, bazen de ümmetinin sorduğu sorular neticesinde hata ettiğini anlamıştır. Bu yanılmalar, O’nun da bir insan olduğunun göstergesidir. Hz. Peygamber’in, altmış üç senelik yaşa mında, farklı inançtaki insanlarla ilişkiler içersinde bulunduğu bilinmektedir.
Müşrik, Münafık, Ehl-i Kitap, zengin, fakir, köle, efendi vs. Bunların her biri için hükümler ortaya koymuş, söylediklerini önce kendisi yaşamış, yapılmayan bir şeyin söylenmesini yasaklamıştır. Yerine göre imam, kadı ve devlet başkanı vasıflarıyla insanlığa örnek olmuştur. Yüce Allah’tan vahy gereği aldığı emirleri, en güzel şekilde tebliğ etmiş ve yaşamıştır. Bunu yaparken Yaratıcı tarafından şu tebliğin açıklanması emredilmiştir.
“De ki; size Allah’ın hazineleri elimdedir demiyorum. Ğaybı da bilmiyorum. Size melek olduğumu da söylemiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyuyorum...”
“De ki: Kur’an-ı kendiliğimden değiştiremem. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabına uğramaktan korkarım.”
B. ÜMMİ OLUŞU
1) Lügat Olarak tanımı
Ümmî kelimesinin ümm ile yakın ilişkisi bulunur. Ümm anne demektir. Ümmî kelimesi de farklı anlamlarının yanında annesinden doğduğu gibi yetişip, planlı bir eğitimden geçmeyen insan anlamında da kullanılmaktadır. Kelime lügat itibariyle anaya mensup, anasından doğduğu gibi saf ve temiz, okuma ve yazma bilmeyen cahil, pınar, memba, başlangıç, temel, esas, bir şeyin ruhu ve cevheri, görmeyen bir millete mensup, yazmayan ve okumayan bir toplum, Arap ümmetine mensup, bir milletin mensubu veya Mekkeli, bir insandan eğitim görmemiş, Ehl-i Kitab’ın dışında kalan Arap toplumu ve Hz. Peygambere verilen bir sıfat olarak kaynaklarda zikredilir. Söz konusu anlamlara ilaveten kitap ve şehirlerin anası, ümmet, grup, peygambere mensup topluluk, kötü bir fiilin sonucunda anne anlamında ateşin bir ismi olarak kullanıldığı gözlenmektedir.
2) Terim olarak Tanımı
Yazı yazmasını bilmeyen, okuma ve yazmayı öğrenmek için bir eğitim görmemiş olan, halk arasında yaşamakla birlikte okuma yazmaktan mahrum olarak hayatını sürdüren kişi veya kişilerdir. Ümmî, Arap toplumu için kullanılan bir terimdir. Onların bir kitabı yoktur. Hz. Peygamber de böyle bir toplum içinden çıkmıştır.
Kur’an-ı Kerim ve diğer ilahi kitaplarda Hz. Peygamberin bir vasfı olarak ifade edilen ümmî terimi, alimler arasında farklı yorumlamalara sebep olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de konuyla ilgili altı ayet bulunur. Bunlardan, “Ümmiler içinde kendilerinden bir peygamber gönderen O’ dur..” ayetinin cahil Arap toplumunu, “Onlardan bazıları ümmîdirler Kitabı anlamazlar. Bildikleri sadece yalan ve uydurmalardır ve sadece zanda bulunurlar.” "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan dolayı sorumluluğumuz yoktur." demelerindendir.”
ayetleri Yahudileri muhatap almaktadır. “Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: "Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah'a teslim ettim." Ehl-i kitaba ve ümmîlere de: "Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?" de. Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse sana düşen, yalnızca duyurmaktır. Allah kullarını çok iyi görmektedir.”
ayetlerinin Ehl-i Kitap ve Arapları ihtiva ettiği gözlenir. Araf Suresinde yer alan “Onlar ki, ellerindeki Tevrat ve İncil’de (ismini) yazılı buldukları O ümmî Peygamber ve Resûle tabi olurlar...” ve “ ...O halde gelin Allah’a ve O’nun ümmî nebisi olan Resûlüne iman edin..” ayetlerindeki “ümmî” kav ramının Hz. Peygamberi, iman edin kısmının ise, bütün insanları konu edindiği anlaşılır.
Hz. Peygamber’in ümmî bir insan olup olmadığı konusunda İslam ve Gayr-i Müslim alimlerinin farklı yorum ve görüşlerinin olduğu bilinir. Bu görüşler arasında; Hz. Peygamber hayatı boyunca yazı yazmamış ve okumamıştır. Vahy dışında eğitim görmemiştir. Hudeybiye anlaşmasında ismini yazmıştır. Hayatının son anlarında okumaya ve yazmayı öğrenmiştir. Cebrail Peygambere okuma ve yazmayı öğretmiştir. Okumasını biliyordu fakat yazmasını bilmiyordu. Ölmeden önce okumayı yazmayı biliyordu, gibi nakiller bulunmaktadır. Bu görüşleri, müspet ve menfi olarak ikiye indirgememiz mümkündür.
1) Okuma Yazma Bildiğini Savunanların Delilleri
Yüce Allah Hz. Muhammed’den önce Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya, Hz. Davud’a ve Hz. İbrahim’e kitap veya sahifenin verildiğini, ayrıca, “Zübürü’l-evvelîn” kapsamına giren kitapların gönderildiğini de bildirmiştir. Söz konusu Peygamberlerin tahsil durumu ile ilgili kesin bilgiye sahip olmasak ta, Hz. Davud’un bir kralda olması gereken bilgilere sahip olduğu, Hz. Musa’nın Firavn’ın sarayında yetiştiği bilinmektedir. Öte yandan, Hz. İsa ve Hz. Musa gibi Peygamberlere vahy bir defada verilmiş, onlar da ümmetlerine tebliğ etmişlerdir. Peygamberlik verilen seçkin kullar, Allah’ın kudreti ve vahiy bazında ele alınmalıdır. Bu eksenden uzaklaşıldığı zaman, istenilen neticeyi elde etmek mümkün görülmez. Son Nebinin gönderilmesi ve O’na verilen vahiy de diğer Peygamberlere verilenden farklı değildir. Kaynak itibariyle hepsi birdir. Durum böyle olmakla birlikte, Hz. Peygamberin daha önceki kitaplarda geleceği haber verilen ve ümmî olduğu belirtilen söz konu vasfını saptıran Ehl-i Kitap ve Müşriklerin olduğu bilinmektedir.
Konuyla ilgili diğer önemli bir bilgi Buhari’de bulunmaktadır.
Hudeybiye anlaşması ile ilgili olarak İmam-ı Buhari’nin “Hz. Peygamber sahifeyi aldı. Fazla iyi yazamıyordu ve yazdı...” şeklindeki rivayeti, Hz. Peygamberin ismini yazdığına delil gösterilmektedir. Ayrıca, Enes b. Malik’ten gelen rivayette Hz. Peygamber Miraç gecesinde sadaka vermenin karşılığı on misli, karz-ı hasenenin ise, on sekiz misli şeklinde yazılı gördüğüne dair rivayetler bulunaktadır. Bu rivayetler, Hz. Peygamber’in okumasını bildiğine delil gösterilmektedir. Ayrıca, Hz. Peygamberin harfleri güzel bir şekilde nasıl yazılacağını bildiği ileri sürülmektedir. Misal olarak, biriniz besmeleyi yazdığı zaman rahman kelimesinde “mim” ile “nun” arasını uzatsın. Sin harfini belli et. Allah lafzını güzel yaz nakillerine yer verilir.
Hamidullah’ta Hz. Peygamber’in yazıyı bilmenin yanında nokta ve harekeleme işlemini de bildiğini ileri sürmüştür. Tefsir kaynaklarında yer alan Kadı Ebû Velid el Bâcî ve taraftarlarının “Hz. Peygamber ölmeden önce okuyup yazmıştır” şeklindeki haberleri zayıf kabul edilerek son Nebi’nin kıyamete kadar ümmî olduğu nakledilmektedir. Öte yandan, Yüce Allah, Müşriklerin iddialarını şu ayetleriyle cevap vermektedir:
“Onlara ayetlerimiz okunduğu zaman işittik derler. İstesek biz de bunun gibisini getiririz derler. Bu evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir.”
“Bu Kur’an O’nun uydurmasından başka bir şey değildir. Bu hususta O’na başka bir cemaat de yardım etti” dediler. Doğrusu bir zulüm ve iftirada bulundular. (Kur’an ayetleri) eskilerin masallarıdır. Onları (Muhammed) yazdırmış, sabah akşam kendisine okunuyor’ dediler.”
“De ki: O (Kur’an)’ı göklerde ve yerlerdeki bütün sırları bilen Allah indirdi. Gerçekten O, çok bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.”
Diğer önemli bir iddia da, Hz. Peygamber’in Kur’an-ı, Amr İbnu’l- Hadremî’nin kölesi olan Tevrat ile İncil’i bilen “Ebra” ya da “Yaiş” isimli bir Rum köleden öğrendiği görüşüdür. Bunun üzerine Yüce Allah, Arapça dahi bilmeyen bir kölenin Hz. Peygamber’e Kur’ân-ı öğretemeyeceğini bildirmiş, Hz. Peygamberden önceki peygamberlere, itikadi konularda neyi emretmiş ise, Hz. Muhammed’e de benzerlerinin verildiğini belirtmiştir. Kur’ân’da yer alan konuların, asılları itibariyle Tevrat ve İncil’de bulunması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, Kur’an Tevrat ve İncil’i asılları itibariyle tasdik etmekte ve tahrif edilen kısımlarını haber vermektedir. Tevrat ve İncil’de yer alan konular, son kitap olması açısından Kur’ân’a uyuyorsa onlar aslını koruyabilmiş, değilse tahrif veya kaybolmuştur.
2) Hz. Peygamberin Okuma ve Yazma Bilmediği
Hz. Peygamber’in ümmiliğini ve ilahi kitaplardaki vasıflarını haber veren ayetin anlamı şöyledir:
“Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükleri yasaklar. Onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber'e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.”
buyurulmaktadır. Âraf Suresi’ndeki ayette, Hz. Peygamberin dokuz vasfına işaret edilmektedir. 1) Risalet 2) Nübüvvet 3) Ümmi 4) Tevrat ve İncil’de zikredilmesi 5) İyiliği emretmesi 6) Kötülüğü yasaklaması 7) Temiz gıdaları helal kılması,
Zararlı gıdaları yasaklaması 9) Ağır sorumlulukları kaldırması.
İslam alimleri Kur’an ayetlerinden ve Hz. Peygamberin hadislerinden hareketle, son nebinin Peygamberlikten önce bir eğitim almadığını, okuma ve yazma bilmediğini ileri sürmektedirler. Bunun için, ileri sürülen delillerden bazıları şöyledir:
-Kur’ân-ı Kerim Hz. Peygamberi “ümmî” olarak vasıflandırmıştır.
-Ankebut Suresi’nde Hz. Peygamberin vasıflarına açıklık getirilmektedir:
“Sen bundan (Kur’an’dan) önce hiçbir kitap okur değildin. Elinle de onu yazmadın. Böyle olsaydı (hakkı) ibtal (için gayret) edenler şüphelenirlerdi”
Bu ayet, ümmî olmasının açık delilidir. Öte yandan, ayetin anlamında yer alan “bundan önce” ifadesi, “elinle de onu yazmadın” kısmından önce yer almıştır. Bu durum, kendisi gibi insanlardan bir eğitim almadığını ifade etmektedir.
-Hz. Peygamber kendisinin okur yazar olmadığını, “Biz ümmi bir ümmetiz; yazı bilmez, hesap yapmayız” hadisiyle haber vermiştir. Ayrıca, ilk vahiy esnasında Cebrail’in “oku” emrine üç defa “Ben okuma bilmem!” şeklindeki cevabı, son Nebi’nin vahiy gelinceye kadar okuma bilmediğini hatırlatmaktadır.
- Müşrikler, O’nu çok iyi tanıyanlar ve Ehl-i Kitap, Hz. Peygamberin peygamberlikten önceki hayatında, Peygamberin bir eğitim aldığını, yazı yazdığını veya okuduğunu kanıtlayacak bir delil ileri sürmemişlerdir.
-Tarihi bir hadise olarak, Peygamberin Mekke’de bulunan amcası Hz. Abbas, Hz. Peygamber’e, Müşriklerin Uhud Harbi için yaptıkları hazırlıkları, bir mektup yazarak, Benû Gıfar kabilesinden birisi ile gönderir. Hz. Peygamber, bu son derece gizli olan mektubu okutmak için, Ubey b. Ka’bı çağırır. Mektubun muhtevasını anladıktan sonra bildirilen haberleri gizlemesi tutması için sıkı tembihte bulunur.
Başka bir hadise Taif heyeti ile Hz. Peygamber arasında geçer. Taif heyeti, İslâm’a girmeleri için bazı şartlarının olduğunu ileri sürerler. Hz. Peygamber bunların yazılarak getirilmesini ister. Getirilen maddeler arasında faizin yasak edilmemesi de bulunur. Hz. Peygamber faizle ilgili cümlenin kendisine gösterilmesini emreder. Yerini öğrenince parmağını oraya koyarak konuyla ilgili ayetleri okumuş ve maddenin kaldırılmasını emrettiği rivayet edilmiştir. Bu hadise, O’nun okumayı ve yazmayı bilmediğine delil gösterilmektedir.
-Hz. Peygamber Hudeybiye’de Mekke temsilcileri ile anlaşma şartları üzerinde görüş birliğine varıp sıra yazım işine geldiğinde, Hz. Ali’yi çağırtır.
Besmeleden sonra, “Bu, Allah’ın Resulü Muhammed’in, Kureyş ile yaptığı anlaşmadır.” şeklinde yazılmasını emreder. Kureyşlilerin başkanı Süheyl b. Amr buna, “Biz senin Allah’ın Resulü olduğunu kabul etseydik şimdi Mekke’ye girmekten seni alıkoymazdık..” sözleriyle itirazda bulunur. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye Allah’ın Rasülü ifadesini silmesini emreder.
Hz. Ali bundan kaçınır. O’da adı geçen cümlenin yerini kendisine gösterilmesini ister ve Allah’ın Resulü ifadesini silerek yerine, “Muhammed b. Abdullah” ifadesini yazdırır.
Devam edecek...