ANASAYFA

HURAFELER

ŞEHİTLERİ UNUTMA

ZİYARETCİLER

AKAİD

ÖZELLİKLERİMİZ

SORULARINIZ

KUR`AN ve TARİH

KAVRAMLAR

KUR`ANİ YAZILAR


   
  Tebyin - KUR`AN-I ANLAMAK KOLAYDIR....
  I- HOŞGÖRÜNÜN TEMELLERİ
 

I- HOŞGÖRÜNÜN TEMELLERİ

1- Hürriyet

İslamı diğerlerinden ayıran en önemli kavram hürriyettir. Müslüman Allah’tan başka hiç bir şeye kölelik etmeyerek hürriyetin doruğuna ulaşır. Müslümanlık dışındakiler ise Allah’tan başka çok şeye köle olur ve hürriyetlerini büyük ölçüde kaybederler. Bir müslüman için Allah’ın iste­mediği biçimde başkalarına boyun eğmek müslümanlığın içini boşaltmaktır. Müslümanların ölümcül hastalığı budur.

Yalnız Allah’a kölelik, Allah’ın birliğine inanan ve onun emir ve yasaklarına içtenlikle boyun eğenlerin işidir. Bunlar hesabı yalnız Allah’a vereceklerine inanırlar. Bazı emir ve yasakları ye­rine getirmedikleri zaman da kendilerini haksız ve günahkar sayarlar.

Müslümanlık insanları kölelikten kurtarma ve Allah’tan başkasına köle olmamalarını sağlama mücadelesidir. Kölelik kurumu da bu anlayışa uygun hale getirilmiştir.

İnsanlar müslüman olmadıkça veya müslümanların korumasına girmedikçe mutlu olamazlar. Müslüman olanlar dünya ve ahirette, diğerleri de yalnız dünyada mutlu olurlar.

(İnanarak) Allah'ın korumasına ve (inanmasa da) müslümanların korumasına girmiş olanlar bir yana, onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar üzerlerine alçaklık damgası vurulmuş, Allah'ın gazabına gelmişlerdir. Onlara çaresizlik damgası da vurulmuştur. Bu onların Allah'ın ayetlerini tanımazlık edip haksız yere peygamberleri öldürmelerinden, ve karşı gelip taşkınlık etmelerinden dolayıdır.” (Al-i İmran, 3/112)



2- Yalnız Allah’a köle olunur


Dün bu dünyada yoktuk, yarın da olmayacağız. Öbür dünyada bize denecek ki:

“Bakın işte bize teker teker geldiniz, tıpkı sizi ilk yarattığımız gibisiniz. Size verdiklerimizi de arkanızda bıraktınız. Sizin hakkınızda yetkili olacağını sandığınız şefaatçilerinizi de yanınızda göremiyoruz. Aranız iyice bozulmuş, ümit beslediğiniz yanınızdan yok olmuş.” (En’am, 6/94)

Aklını kullanan insan, yalnız Allah’a ibadet ederek fırsatı değerlendirir. Zaten bütün pey­gamberler insanları Allah’tan başkasına ibadet etmeme konusunda uyarmışlardır.

İbadet sözlükte taat anlamına gelir. Taat
boyun eğmek demektir, daha çok “emre uymak ve izinden gitmek.” anlamında kullanılır.[[1]] Türkçe’mizde buna kulluk denir.

Abd kul, yani köle anlamına gelir. Türkçe’de kul ile köle aynı anlamdadır.


“Tapduğ’un tapusunda kul olduk kapusunda
Yunus miskin çiğ idik piştik elhamdulillah”
(Yunus Emre)

Bu şiirde geçen, “kul olduk kapusunda ” ifadesi “köle olduk kapusunda” demektir. Zamanla kul kelimesi sırf insanın Allah karşısındaki durumunu belirtmek için kullanılır olmuş ve köle anlamı unutulmuştur. Doğru anlaşılması için biz kul yerine köle kelimesini tercih ediyoruz.

a- İnsana kölelik

İnsanlar, güçlerinin yettiğini kendilerine köle etmeğe, güç yetiremediklerine de köle olmağa meyillidirler. Krallar halkı, kendi köleleri gibi görmek istemişler, kayıtsız şartsız boyun eğdir­meğe çalışmışlardır. Kur’an’ı Kerim’de bunun örnekleri vardır:

“Firavun Adamlarını toplayıp seslendi,  ve şöyle dedi: "Sizin en yüce rabbiniz benim." (Naziât, 79/23-24)

Rab sahip demektir. Araplar kölenin sahibine rab derler.[[2]] Allah’tan başkasına köle olmayı reddedenler, Allah’tan başkasının rab olmasını da kabul etmezler.

Devrimizde kölelik resmen kalkmıştır ama üstü kapalı olarak devam etmektedir. Kapitalist sistemde herkes ekonomik adamların yani zengin ve itibarlı kişilerin kölesi, onlar da nefislerinin kölesidir. Kanunlar buna göre çıkar, sosyal düzen buna göre yürür.

b- Ruhanîlere kölelik

Bazıları evrende kimi ruhanilerin egemen olduğuna, Allah’a ait bazı yetkileri kullanabildiğine inanırlar. Başı darda olunca yardımına koşsun diye onlarla iyi ilişkide olmaya çalışırlar. Ya put­lar dikerek, ya mezarlarını ibadet yeri yaparak ya da başka biçimlerde ruhaniyetleri karşısında boyun eğip kölelik eder ve adaklar adarlar.

Allah’ın istediği, insanın yalnız kendisine köle olup en büyük hürriyeti elde etmesidir.

Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kölelik edin ki, korunabilesiniz. (Bakara, 2/21)

"Darda kalmış kişi dua ettiği zaman onun yardımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzünün hakimleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsunuz." (Neml, 27/62)


3- Peygamberler ve melekler de Allah’ın kölesidir

“Mesih de, gözde melekler de Allah'a köle olmaktan asla çekinmezler. Kim ona kölelikten çekinir ve büyüklük taslarsa bilsin ki, o hepsini huzuruna toplayacaktır.” (Nisa, 4/172)

Kelime-i şehadet getirirken şunu kesinkes bilirim ki, Muhammed onun kulu ve elçisidir.” deriz. Ona bundan başka bir makam vermek Hıristiyanlara benzemek olur. Onlar Hz. İsa’ya Allah’ın oğlu demiş, onu Allah’a halef kılmış, ona ibadet etmeye ve on­dan yardım dilemeye başlamışlardır. Sanki haşa! baba emekli olmuş da oğul onun yerine otur­tulmuş gibidir.


4- Köle efendi ilişkisi

İnsanlar köle ile efendi arasındaki ilişkiyi iyi bildiklerinden Allah’a nasıl ibadet edileceğini kavramaları kolay olur.

Peygamberler de dahil, Allah’tan başka kimseye köle olunmaz. Kölelik yalnız Allah’adır, Rab da yalnız Allah’tır.

- “Bir beşere düşmez ki, Allah ona Kitap, hüküm ve peygamberlik versin, o da kalkıp insan­lara "Allah'tan önce bana kölelik edin" desin. Ona düşen "Kitabı öğrettiğinize ve okuduğunuza göre Rabbe ait kimseler olun" demesidir.
- O size, melekleri ve peygamberleri Rab olarak benimsemenizi de emredemez. Siz müslüman olduktan sonra, tutup ta size kâfirliği mi emredecek?”
(Al-i İmran, 3/ 79-80)


5- Kölelik kurumu

Burada kölelik kurumunu ele almak gerekir.

Eskiden insanlar çeşitli vesilelerle köle edilirlerdi. İslamiyet köleliğin savaş esirleri dışındaki kaynaklarını kuruttu. Esirler konusunda son karar devlet başkanınındır. Ya serbest bırakır, zimmi bir vatandaş olarak yaşarlar, ya köle eder harp ganimetleri gibi paylaştırır. Ya da müslü­man esirlerle değiştirir. Müslümanken esir olanlar köle olamaz. Onun çocukları da aynıdır.

Savaşta bir tarafın zaferi diğer tarafın tükenmesi demektir. Savaş esirleri her şeylerini kaybetmiş, evsiz ve korumasız kalmış olurlar.
İslamiyetin kölelikle ilgili hükümleri, bu in­sanları birer sıcak yuvaya kavuşturur. Ayrıca müslümanları yakından tanıma ve onlarla kaynaşma fırsatını verir. Kölelere, can güvenliği, evlenme ve boşanma gibi bazı medeni haklar, hukuk ve ceza konusunda dava açma ve yürütme hakkı ta­nınmıştır. Onların nafaka yükü sahibine yüklenmiştir. Eğer sahibi nafakasını temin edemezse kendi geçimini sağlamak için kölenin bir işte çalışma hakkı vardır. Eğer çalışamayacak durumda ise nafakasını temin edebilecek birine satılması ve alınan bedelin efendisine verilmesi gerekir.

Kölelerin hürriyetlerine kavuşma kapıları daima açıktır. Ramazan'da özürsüz oruç bozan, kasıtlı ol­madan adam öldüren veya ölümüne sebep olan ve karısının sırtını annesinin sırtına benzeten (zıhar) her kes, gücü yetiyorsa bir köleyi hürriyetine kavuşturma zorundadır. Yeminlerini bozanlar ile hac ve umrede özürlü olarak ihram yasağı çiğneyenlerin, keffaret olarak bir köleyi hürriyetine kavuşturma seçenekleri vardır.

Hürriyetine kavuşan köleler ile onların sahipleri arasında akrabalığa benzer bir bağ (velâ-i atâke) kurulmuş, efendiye, bir çok konuda onlara yardım etme yükümlülüğü yüklenmiştir. Buna karşılık efendinin, mirasçı bırakmadan ölen azatlıların mirasını alma hakkı vardır.

Köle suç işlerse hürlere verilen cezanın yarısı verilir.

“Cariyeler evlendikten sonra zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir.” (Nisa, 4/25)

Abdullah b. Ömer diyor ki, Bir kişi peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gelerek dedi ki,
“Ya Resulellah hizmetçi köleyi kaç kere bağışlayalım? O sükut etti. Sözünü tekrarladı, gene sustu. Üçüncüsünde buyurdu ki; “Her gün onu yetmiş kere bağışlayın.”[[3]]

Köleler konusunda çok sayıda ayetten bir kısmı şunlardır.

“Allah'a kulluk edin, O'na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düş­künlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulu­nan kölelere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez.” (Nisa, 4/36)

“İçinizdeki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin.” (Nur, 24/32)

“Kölelerinizden hürriyetini satın almak isteyenleri, iyi olarak tanıyorsanız, onlarla yazışın. Onlara Allah'ın size verdiği maldan verin.” (Nur 24/33)

“Zekatlar; Allah'tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalpleri müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarf edilir. Allah bilendir, hakimdir.” (Tevbe, 9/60)

“Allah rızıkta kiminizi kiminden üstün kılmıştır. Üstün kılınanlar rızıklarını, elleri altındaki kölelere, onları kendileriyle bir tutarak vermezler. şimdi Allah'ın nimetini mi tanımazlık ediyor­lar?” (Nahl, 16/71)

Hz.Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Köleleriniz sizin kardeşlerinizdir. Allah onları emrinize vermiştir, kimin kardeşi elinin altın­daysa yediklerinden yedirsin, giydiklerinden giydirsin.

Onlara kendilerini aşan işler yük­lemeyin, eğer yüklerseniz yardım edin,[[4]] sizinle uyum göstermeyenleri satın. Allah'ın kullarına sıkıntı çektirmeyin."[[5]]

Hz. Ali radiyellahu anh demiştir ki, “Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin son sözü şu oldu: “Aman ha namaz, namaz! Eliniz altındaki köleler hakkında da Allah’tan korkun[[6]].”

Ebu Hureyre radiyellahu anh Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Sakın biriniz kölem ve cariyem demesin. Hürriyetlerini kaybetmiş olanlar da sahiplerine “Rabbim” demesin. Sahibi “yardımcım” , hürriyetini kaybetmiş olan da efendim ve hanımım desin. Çünkü hepiniz kölesiniz Rab ise aziz ve celil olan Allah’tır.”[[7]]


6- Ölümsüzlük inancı

Müslüman hesabını ahirete göre yapar. Çünkü
“Dünya hayatı oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir.Ama âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır.” (En’am 6/32)

“Kadınlar, oğullar, kantar kantar altın ve gümüş, nişanlı atlar, develer ve ekinler insana güzel ve çok çekici gelir. Ama bunlar bu dünya hayatının nimetleridir.” (Al-i İmran 3/14)

“Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Kalıcı olan yararlı işler ise hem Rabbin katında iyi bir karşılık bulur, hem de iyi bir umuttur.” (Kehf 18/46)

Müslüman ahiret mutluluğuna karşılık canını ve malını vermeye bile hazırdır.

“Allah müminlerin mallarını ve canlarını cennete karşılık satın almıştır. Onlar Allah yolunda çatışmaya girerler, öldürdükleri de olur öldükleri de. Bu, onlara Tevrat’ta, İncil’de ve Kuran'da verilmiş gerçek bir sözdür. Kim sözünü Allah'tan daha iyi tutabilir? Öyleyse, yaptığınız alışve­rişle sevinebilirsiniz. İşte o büyük başarıdır. (Tevbe 9/ 111)


7- İlahi denetim

“İnsan başıboş bırakılacağını mı hesap ediyor?” (Kıyame 75/36)

“Kuşkunuz olmasın ki, üzerinizde koruyucular vardır.
Onlar değerli yazıcılardır.
Yaptığınız her şeyi bilirler.”
(İnfitar 82/10-12)

“İşte insanı biz yarattık; içinin ne fısıldadığını biliriz. Biz ona şah damarından da yakınız.
İki alıcı oturmuş, sağdan ve soldan alırlar.
Ağızdan ne söz çıksa gözcüsü yanı başında hazırdır.
Kaçınılmaz bir gerçek olarak ölüm sarhoşluğu da gelir. İşte bu, senin kaçtığın şeydir.
Sura da üfürülür. İşte bu da korkulacak gündür.
Her kes beraberinde bir sürücü ve bir şahitle gelir.
"Bak işte sen bunu göz ardı ediyordun; artık perdeni kaldırdık, bugün görüşün keskindir".
Ona eşlik eden "İşte benim yanımdaki hazırdır" der.
Atın cehenneme şu hak tanımaz inatçılardan her birini.
Hayra engel, saldırgan kuşkucuyu.
Allah'ın yanında başka bir tanrı uyduranı da şiddetli azaba atın.”
(Kaf 50/16-26)

                                                                     DEVAMI>>>

[1] İbnü Manzûr, Lisan’ul-Arab, Beyrut 1410/1990. İtaat Tav’ ( الطوع ) kökündendir. Tav’ boyun eğmek demek­tir. Zıddı kerih görmek, hoşlanmamaktır. Ayette şöyle buyurulur: “Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de : "İsteyerek geldik" dediler.” (Fussilet 41/11) 

Taat (الطاعة) da aynı köktendir, gene boyun eğmek anlamına gelir ve daha çok “Emre uymak ve izinden gitmek.” Anlamında kullanılır. (Rağıb el-İsfahânî, el-Müfredât (Safvân Adnan Davudî’nin tahkikiyle) Dımaşk ve Beyrut l412/l992, s.529)

 

[2] Hz. Yusuf köle olarak Mısır’ın bir devlet yetkilisine satılmış, o yetkilinin karısı Züleyhâ Hz. Yusuf’a aşık olmuş ve beraber olmak istemişti. O sırada olanları anlatan ayet şöyledir:
Evinde bulunduğu kadın onu kendine çağırdı, kapıları sıkı sıkı kapadı ve "gelsene" dedi. Yusuf: "Günah işlemek­ten Allah'a sığınırım, doğrusu senin kocan benim rabbimdir; bana iyi bakmıştır. Zalimler iflah olmazlar ki." dedi. (Yusuf 12/23)

[3] Ebu Davud, Edeb l33, hadis no 5164.

[4] Buharî, Itık, 15; Müslim, Eymân 38. (Tercüme Buharî’nin metnine göredir.)

[5] Hadisin bu kısmı, Ebu Davud, Edeb l33, hadis no 5157’dedir.

[6] Ebu Davud, Edeb l33, hadis no 5156.

[7] Ebu Davud, Edeb 83, hadis no 4975.

 
  Bugün 243 ziyaretçi bizimle..