Rabbimiz, şımarık insanların Rabblerini hatırlaması, yola gelmesi için yukarıda açıkladığımız gibi çeşitli belâlar oluşturur. Bu hususun, bu ayetlerdekinden başka, çeşitli yerlerde de vurgulandığını görürüz. Kısacası insan için “bir musibet bin nasihatten daha etkin” olmaktadır.
Rum; 41: İnsanların elleriyle kazandıkları yüzünden, yaptıklarının bir kısmını onlara tattırmak için karada ve denizde fesat/kargaşa çıktı. Belki dönerler.
Secde; 20-21: Ve fasıklara/yoldan çıkanlara gelince, onların varacağı yer, teş olacaktır. Her çıkmak istediklerinde oraya yeniden çevrilecekler ve onlara, “yalanlayıp durduğunuz Ateş`in azabını tadın” denilecektir. Hiç kuşkusuz, onlara büyük cezanın astından en yakın cezadan tattıracağız; belki dönerler?
Bu ayetin mucizesi ilk kez, Mekke müşrikleri Bedir`e giderken kendini göstermiştir. Mekkeli müşrikler Bedir`e giderken peygamberimizi ve arkadaşlarını öldürmeye yemin ederek gittiler. Kendilerine çok güvendiler. Herhangi bir tersliğin olabileceğini hiç düşünmediler. Kâbe`yi tavaf ettiler, içkiler içip kazanacakları zaferi önceden kutladılar. Fakat Yüce Allah tüm ümitlerini tersine çeviriverdi, hayalleri yıkıldı, perişan oldular. Bir kısmı da ibret alıp Müslüman oldu. Bundan başka dünya tarihi bu tip örneklerle doludur.
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ -34
أَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ -35
34 - 35. Ayetler: Şüphesiz ki, takva sahipleri için Rabb`leri indinde/
yanında nimetleri bol cennetler vardır.
Ya artık, Müslümanları günahkârlar gibi yapar mıyız?
Otuz beşinci ayetten sonraki (35-41) ayetlere özellikle dikkat edilmelidir. Zira bu ayetler büyük mucizeler içermekte ve akıllı insanlara yol göstermektedirler.
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ -36
36. Ayet: Neyiniz var, nasıl hükmediyorsunuz?
Ahireti yalanlayanlara sesleniliyor: “Ne oluyor size? Bu inanca, bu karara nasıl varıyorsunuz? Ahirette hesap vermeyeceğinize nasıl inanıyorsunuz?”
37-أَمْ لَكُمْ كِتَابٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ
38- إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
37 ve 38.Ayetler: Yoksa içinde ders olarak gördüğünüz "Siz bu âlemde
neyi seçerseniz/ beğenirseniz o mutlaka sizin olacak"
diye yazan size ait bir kitap mı var?
أَمْ لَكُمْ أَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ إِلَى يَوْمِ
39- الْقِيَامَةِ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
39. Ayet: Yoksa size karşı kıyamet gününe kadar sürecek üzerimizde
yeminler/ taahhütler mi var, "Siz her ne hüküm verirseniz
mutlaka öyle olacak." diye?
40- سَلْهُم أَيُّهُم بِذَلِكَ زَعِيمٌ
40. Ayet: Sor bakalım onlara, içlerinden böyle bir şeye hangisi kefildir/
bunu kim garanti eder?
41-أَمْ لَهُمْ شُرَكَاء فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَائِهِمْ إِن كَانُوا صَادِقِينَ
يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ
42- فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
خَاشِعَةً أَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ
43- إِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ
41- 43. Ayetler: Yoksa onların ortakları mı var? O halde ortaklarını
getirsinler eğer doğrulardan iseler, baldırın açıldığı gün
(gerçeğin bütün çıplaklığıyla ortaya konulup iş büyümeye
başladığı/ işin ciddileştiği gün) gözleri yere eğilmiş,
kendilerini bir zillet sarmış bulunduğundan, secdeye
davet edildikleri gün artık güç yetiremezler. Oysa onlar,
sağ salim iken de secdeye davet ediliyorlardı.
Cümle öğeleri itibariyle bu üç ayet, yukarıdaki şekilde birleştirilebilir.
Burada inkârcıların, dini yalanlayanların, inanışlarının aslının astarının olmadığı; hiçbir kitapta yer almadığı, Allah tarafından verilmiş bir yemine (taahhüde) dayanmadığı, böyle bir inanca kimsenin kefil, garantör olmadığı ve kendilerine destek verecek ortaklarının da bulunmadığı, kısaca ahireti yalanlamalarının hiçbir kanıta dayanmadığı, kuruntudan öteye geçmediği belirtiliyor.
Bu pasaj, bugünün sözde Müslüman ama gerçekte müşrik olanlarını nitelemesi açısından da, kesinlikle özel bir mucizedir.
Evet, bugünün bir çeşit sözde Müslümanlarının kendilerine özgü, (Kur`an`dan başka) 37 ve 38. ayetlerin bahsettiği yüzlerce kitapları vardır. Ders olarak onları okurlar, onlardan ders alırlar. İman ve amellerini onlara göre belirleyip, onlara göre yaşarlar.
Allah`ın Kur`an`da yüzlerce kez “Şefaat Bana aittir, kim şefaat edebilir?” demesine rağmen, o kitaplardaki peygamber onlara kefil olmuştur. Hem de “Benim şefaatim, ümmetimden günah-ı kebair (büyük günah) işleyenleredir” demek suretiyle bu efendilerin her türlü herzeyi yemelerini âdeta teşvik etmiştir.
Bu da yetmemiş, Berat gecesi diye uydurdukları gecelerde, ümmetten Ben-i Kelb (Köpekoğulları) kabilesinin koyunlarının yünleri sayısınca günahkârın affedileceği garantisi vermiştir. Kısaca o kitaplarda canları ne istiyorsa hepsi vardır: Ucuz ucuz, promosyonlu ve de bonuslu.
Bir de onların, sadece müritlerine himmet edecek, son nefeslerinde imanlarını kurtaracak, ahirette de bunları peygamberden önce kurtaracak ortakları, şeyhleri, üstatları vardır.
Tıpkı yukarıdaki ayette söylendiği gibi…
فَذَرْنِي وَمَن يُكَذِّبُ بِهَذَا الْحَدِيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ
44- حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
45- وَأُمْلِي لَهُمْ إِنَّ كَيْدِي مَتِينٌ
44 , 45. Ayetler: -O halde Bana bırak bu sözü (ilâhî mesajı) yalanlayanları!
Biz onları bilmedikleri yerden yakalayacağız..
-Ve Ben, onların iplerini uzatırım (süre tanır, mühlet veririm),
çünkü benim fendim/ tuzağım zordur/ sağlamdır.
Bu zihniyette olanlara ikaz yapılıyor:
Burada yalanlayıcıların ileride başına geleceklere işaret ediliyor. Bu bizzat kendilerine verilecek belâ, ceza olabileceği gibi, soylarından müminler getirmek de olabilir. Hem belki bu cezalar ile yola gelebilirler veya soylarının mümin olması ile onlar ikinci bir ceza da çekerler. Velid b. Muğîre ve Halid b. Velid örneği gibi. Ki buna benzer onlarca örnek saymamız mümkündür.
46- أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْراً فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ
47- أَمْ عِندَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
46, 47.Ayetler: -Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden
onlar ağır borç altında mı eziliyorlar?
-Yoksa gayb yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
48- فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ الْحُوتِ إِذْ نَادَى وَهُوَ مَكْظُومٌ
48. Ayet: -Öyleyse Rabbinin kararına karşı sabret; balık arkadaşı
gibi olma. Hani o bir kez aşırı bunaldığında Rabbine
seslenmişti.
Bu ayetlerle ana konuya dönülüyor. Eğitime devam ediliyor. Bu ve bundan sonraki ayetleri 16. ayetin devamı olarak değerlendirebiliriz.
49- لَوْلَا أَن تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِ لَنُبِذَ بِالْعَرَاء وَهُوَ مَذْمُومٌ
50- فَاجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِحِينَ
49, 50. Ayetler: -Eğer Rabbinden ona yeniden bir iyilik ulaşmasaydı,
kınanmış bir durumda, boş bir yere (çorak araziye)
atılacaktı.
-Sonra, Rabbi onu seçti ve iyilerden kıldı.
Yüce Rabbimiz burada peygamberimizi uyarıyor: Bu iş ciddî, çetin ve zor. Sakın Yunus gibi olma. Onun yaptığı hatayı sen yapma!
Yunus peygamberin vazifesini ağır görüp görevden kaçışı ve tüm serüveni Araplar tarafından, dolayısıyla peygamberimiz tarafından da biliniyor olmalı ki bu hatırlatma yapılıyor. Yunus peygamber ile ilgili olarak Saffat suresinin 139-148. ayetleri ile Enbiya suresinin 87-88. ayetlerini inceleyebilirsiniz.
وَإِن يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ
51- وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ
51. Ayet: Ve gerçekten o küfredenler o zikri (Kur`an`ı) işittikleri
zaman az daha seni gözleriyle kaydıracaklardı/
devireceklerdi: "O şüphesiz bir deli." diyorlardı.
Yani; onlar sana o kadar kin duyuyorlardı ki, Kur`an`ı işittikleri zaman sana yiyecek gibi bakıyorlardı.
Bu ayetin halk kültüründeki “nazar” denilen şeyle ilgisi yoktur. Bu ayetin nazar duası diye okunması da çok yanlış ve saçma bir davranıştır. Çünkü dua, Allah`tan bir şey istemektir. Bu ayette ise Allah`tan istenen herhangi bir şey olmayıp, aksine Allah`ın peygamberimize yaptığı bir açıklama vardır.
52- وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ
52. Ayet: Halbuki o (zikir/ Kur`an) bütün âlemler için bir öğütten
başka bir şey değildir.
Doğrusunu en iyi bilen Allah`tır.
D- KALEM SÛRESİNİN BU GÜNE MESAJI
Bu sûre de aynen Alak sûresi gibi ibare manasıyla kişiye özeldir. Ama işaret, delâlet ve iktiza anlamlarıyla bizi de ilgilendirmektedir. Bu bakış açısı ile sûreden aşağıdaki mesajları alabiliriz.
Peygambere vâris olup Allah'ın dinini tebliğ etmek isteyen Kur’ân davetçileri;
- Yaş itibariyle ve fikrî açıdan olgunluğa ermiş;
- Zihinsel açıdan sağlıklı;
- Malî açıdan minnet borçlusu olmadıkları bir kazanç sahibi;
- Hayat tarzı açısından üstün ahlâklı, sağlam karakterli, saygın ve onurlu;
- Toplumsal yaşamda dirâyetli, cesaretli, metanetli, azimkâr, kendine güvenli, sabırlı olmalıdırlar.
Kâfirler ve müşriklerden korkmamalı, onlara boyun eğmemeli ve onlara kesinlikle taviz vermemelidirler.
Allah'ın belâlar vermek sûretiyle zorbaların akıllarını başlarına getireceğini bilmeli ve ummalıdırlar.
Sapıkların Allah'ın kitabının dışında kendilerine kitaplar edinip keyiflerine göre iman ve amel geliştireceklerini bilmeli ve mücadele stratejilerini buna göre belirlemelidirler.
İnançlarını maddî ve manevî çıkarlara kesinlikle alet etmemelidirler.