ANASAYFA

HURAFELER

ŞEHİTLERİ UNUTMA

ZİYARETCİLER

AKAİD

ÖZELLİKLERİMİZ

SORULARINIZ

KUR`AN ve TARİH

KAVRAMLAR

KUR`ANİ YAZILAR


   
  Tebyin - KUR`AN-I ANLAMAK KOLAYDIR....
  Müzzemmil2
 

D- AYETLERİN TAHLİLİ:

 

يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ

            1.Ayet:  Ey örtüsüne bürünen! 

 

            Aslı olan “tezemmil” sözcüğündeki “Ta”nın, “Za”ya idğam edilmesi (dönüştürülmesi) ile oluşan müzzemmil sözcüğünün anlamı, elbiseye veya herhangi bir şeye bürünmek demektir.

 

Deyim olarak ise sözcük;

            1. Uykuya hazırlık, iç çamaşırlarını giyip, yatağa yatmak, yorganı üstüne    
                örtmek,

            2. Kendi halinde yaşamak, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmamak demektir.

 

Peygamberimizin özellikleri itibariyle ayette, ikinci anlam ön plâna çıkmaktadır. Çünkü kişiler, toplumdaki davranışlarına göre ünlenirler ve yaptıkları işe göre ün kazanırlar.

 

Rabbimizin tabiriyle, zihinsel yönden sağlıklı, malî yönden varlığı minnete bulaşmamış ve büyük bir ahlâka sahip olan Abdullah oğlu Muhammed, (sav)  Dar-ün Nedve (halk meclisi) üyeleriyle Alak suresinde (9-10. ayetler)  yer alan tartışmayı yaptıktan sonra evine kapanıp, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmaz olmuş ki, Allah bu surede ona “Ey örtüsüne bürünen!” diye seslenmektedir.

 
Yani, “Ey içine kapanan, toplumsal meselelere karışmaz olan, salâtı/sosyal aktiviteyi, sosyal destekçiliği bırakan Muhammed!


                              2-قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلاً     
                              3- نِصْفَهُ أَوِ انقُصْ مِنْهُ قَلِيلاً  

                                                     4- أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلاً

            2 -  4. Ayetler:  Geceleyin kalk! Kısa bir süre hariç, gecenin yarısını 
                                     ayakta geçir veya bundan biraz eksilt.

                                    Ya da buna biraz ekle: Ve Kur`an`ı ağır ağır, 
                                    düşüne düşüne oku.

 

Tertil”, vazı anlamı (konma anlamı, ilk verilen anlam) itibariyle değişik sözlerle ifade edilse de özetle; ağır ağır, tane tane, sindire sindire, anlaya anlaya okumak demektir.

 

İster Arapça aslından olsun, ister Türkçe mealden olsun, anlamadan okumak, hızlı okumak, yüksek sesli musiki makamlarıyla okuyarak Kur`an`ın manasını musikiye boğdurmak, “tertil”e aykırıdır ve de kesinlikle Kur`an`a ihanettir.

 
                                          إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَقِيلاً

            5.  Ayet:  Doğrusu, Biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.

 

Ağır bir söz ile Kur`an ayetleri kastedilmiştir. Kur`an ayetlerinin ağır bir söz olarak nitelenmesi ise bir çok şekilde açıklanabilir: “Zor görev”, “inecek ayetlerle amelin (işlerin) zor olması”, “gelecek hükümlerin ağır olması”, “ona ağır gelecek olması”, “hafif ve değersiz olmayan”, “inkârcılara ve ikiyüzlülere çok ağır gelecek”, “kalıcı”, “kıyamette mizanda (ölçüde, tartıda) ağır basan”, vs.

                                    إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْءاً وَأَقْوَمُ قِيلاً

 

            6.  Ayet:  Şu bir gerçek ki, yeni bir oluşa koyulmak üzere 
                           geceleyin kalkan, yer
tutma bakımından daha 
                          güçlüdür
(söz bakımından daha etkilidir).

 

Ayette geçen “vat`en” kelimesi, yeri çiğneme eylemi anlamına geldiği gibi, derin derin düşünmek için ruhen konsantre olma (yoğunlaşma, dikkati yapılan iş üzerinde yoğunlaştırma) eylemi için de kullanılır. Bu yoğunlaşma için ise “geceleyin kalkmak” önerilmektedir.

Çünkü, günün yorgunluğu birkaç saat uyku ile giderilmiş, zihin kendini yenilemiş, akıldaki problemler de uykudan önceki zamanda kalmıştır. Ayrıca, dikkatin bir noktaya toplanmasında, gecenin sessizliği de önemli bir unsurdur.

Ayette, Kur`an`ın öğrenilmesi ve öğretilmesi için, işte böyle bir ortamın ve dingin bir ruh hâlinin olması gerektiği kastedilmektedir.
                                   
                               إِنَّ لَكَ فِي اَلنَّهَارِ سَبْحاً طَوِيلاً

 

7.  Ayet:   Kuşkusuz gündüz boyu senin için uzun bir 
                           dolaşma/
uzun bir uğraşı 
vardır.

 

Geceler, zihni toparlayabilmek ve konsantre olabilmek için gündüzlerden daha uygun zamanlardır. Gündüzleri hayatın yorucu meşgaleleri (uğraşılan işleri), telâşları vardır. Çevrenin görüntüsü ve gürültüsü aklı ve zihni karıştırır, dikkatleri dağıtır. Gecenin asudeliği (dinginliği) sayesinde akıl, zihin duru olur, dikkat dağılmaz, her şey daha iyi anlaşılır. Öğrencilik yapmış olan herkes bunu hayatında yaşamış, gündüz dikkati dağıldığı için ezberini gece yapmış, dersini gece çalışmıştır.

                                
                                وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلاً

 

            8.   Ayet:  Rabbinin adını an ve tebettül et/ tüm benliğinle O`na yönel.

 

Ayette geçen “tebettül”,  “yalnızca Allah`ı dikkate almak, sadece O’na kulak verip başkasına itibar etmemek” demektir. Ki bu anlam En`âm suresinin 91. ayetinde “ /qul Allahü, sümme zerhüm fi havzıhim yelabun/ … Sen, Allah de!  Ve sonra onları bırak, bataklıklarında oynaya dursunlar…” ifadesiyle yer alır.

 

            “tebettül” sözcüğünün esas anlamı “kesmek” demektir. Araplar “ beteltüşşeye/o şeyi kestim” derler. Eşinden ayrılan, tamamen ilişkisini kesen kişi için de “ tallegeha betteten betleten/onu kesin olarak üç talâkla boşadı” ifadesi de “betlet” sözcüğüyle ifade edilir. Yine Arapların  “verilmiş sadaka” için de “ve hazihi sadakatün bettetün beteletün/bu sahibi ile ilişkisi tamamen kesilmiş bir sadakadır” tabirleri de “betlet” sözcüğüyle söylenir.

 

 

            Her şeyle ilişkisini kesip sadece Allah`a yöneldiği için Meryem valideye “ Meryem el Betül” denmiştir. İnsanlarla her türlü beşeri ilişkiyi koparıp tek başına ibadete yönelen rahibe de “mütebettil” denir. Yani “tebettül” ruhbanlık anlamında kullanılır olmuştur. Ama İslam dininin ibadet anlayışı yozlaşmış dinlerden farklı olduğundan, İslâm dininde başta Maide suresi ayet 87; Hadid suresi ayet 27 ve benzeri ayetler ile ruhbanlık ve ruhbanlık anlayışındaki tebettül yasaklanmıştır. Bazı çevrelerin Zühd davranışı kapsamında dünya ile ilişkilerini kesmeleri (mal-mülk, eş gibi nimetlerden uzaklaşmaları) de İslâmî anlayışa terstir.

 

Buradaki tebettül, yalnızca Allah`ı dikkate almak ondan başka otorite tanımamak, Allah`ın belirlediği yolda yürüyüp kimsenin dümen suyuna gitmemektir.

                رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَكِيلاً

 

            9.   Ayet:  Doğunun ve batının Rabbidir O. O`ndan başka, tanrı diye 
                            bir şey
yoktur. Bu nedenle O`nu vekil et.

 

Kesin bir yöneliş; yönelineni tanımak, onu sevmek ve ona hayranlık duymakla mümkündür. Burada Allah (cc), kendi özelliklerinden bir tanesini tanıtmış; mükemmel ve mükemmelleştirici olduğunu söyleyerek, yönelinecek kadar mükemmelin sadece kendisi olduğunu bildirmiştir.
               
                     وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْراً جَمِيلاً

 

            10.   Ayet: Onların söylediklerine/ söyleyeceklerine sabret. 
                            Ve güzelce ayrıl 
onlardan.

 

Peygamberimiz göreve başlayınca, Mekke müşrikleri (toplumun ileri gelenleri, tağutlar), daha önce ona duydukları saygıyı bırakıp, “mecnun, sahir, şair, ebter” gibi bir çok ithamda bulunacaklardır. İşte bu ayette peygamberimize, bu tarz sataşmalara sabretmesi ve bu ithamlarda bulunanlardan nezaketle uzaklaşması emredilmektedir. Çünkü peygamberimiz onlarla tekrar karşılaşacak, yüz yüze bakacak ve tebliğine devam edecektir. Eğer ayrılış nezaketle olmazsa, aradaki iletişim kopabilir ve sonraki karşılaşmalarda peygamberimizin hiç dinlenmeme riski ortaya çıkabilir.

 

Bu emir, ilerideki surelerde de (Kaf; 39-40 ve Ta Ha; 130) tekrarlanacak ve yine peygamberimizden onlara karşı sabretmesi istenecektir.

 

Ancak bu emir hiçbir zaman davetten bunalarak davadan vazgeçilmesi anlamına gelmez. Ondan istenen; itham edenlere sert değil yumuşak cevap vermesi, kaba davrananlara aldırmaması, şımarıkları kendi hallerine bırakıp, davetini kitlelere nezaketle iletmesidir.

                           وَذَرْنِي وَالْمُكَذِّبِينَ أُولِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلاً

 

11. Ayet:   Ve Beni ve o nimet sahibi yalanlayıcıları baş başa bırak. 
                 Birazcık süre tanı
onlara.

 

Yani; “Onları bana bırak, sen aradan çekil, Ben onların hakkından gelirim.”

           

Dikkat edilirse, bu ayette “nimet sahibi” olarak nitelenen Mekke`nin ileri gelenleri, ilk vahy Alak suresindekendini zengin gören” olarak, ikinci vahy Kalem suresindemal ve oğullar sahibi” olarak nitelenmişlerdi. Bu surede de, bu ayetlerle yine onlara dikkat çekilmektedir.

 

Tağutlaşanlar; servetle şımarmış, fukarayı ezen lider kadrosudur. Bu tağutlar, toplumları yönlendirir ve istedikleri yöne sürüklerler, çıkarları elden gidiverecek korkusuyla toplumda değişiklik, hak ve adalet istemezler. Zayıflar da onlardan korktuklarından, onların istedikleri yöne giderler. Bu tağutlar ile birlikte hakka ulaşamayan nice zavallılar grubu mevcuttur. Bu grup, kendilerini varlıklı görerek her şeyi maddeye bağlayıp, ahireti yalanlayıcıdırlar. Ahirete inanmadıkları için dünyada ne yapabilirlerse yanlarına kâr sayarlar.

 

Bu yalanlayıcıların bir kısmının imana gelmesi muhtemeldir. Onlara süre verilmelidir. Onların Allah tarafından mutlaka cezalandırılacağı unutulmamalı, bu konuda aceleci davranılmamalıdır.

 

Nitekim başlangıçta, bu yalanlayıcıların en şerlisi olan Velid b. Muğîre`nin oğlu Halid, sonradan İslâm`ın bayraktarı olmuştur

                            12- إِنَّ لَدَيْنَا أَنكَالاً وَجَحِيماً

                            13- وَطَعَاماً ذَا غُصَّةٍ وَعَذَاباً أَلِيماً

  12 ve 13. Ayetler:   Kesinlikle Bizim yanımızda bukağılar (zincirler, 
                               kelepçeler
ve cahim/cehennem var. 
                               Ve boğazdan zor geçen bir yiyecek, 
                               can yakıcı bir azap var.

 

Bu ayetlerde sayılan azap malzemeleri ve çeşitleri, genel davranış tarzları yukarıda açıklanmış olan tağutlar içindir.

 

              يَوْمَ تَرْجُفُ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَثِيباً مَّهِيلاً

                     14.   Ayet:   O günde ki yer ve dağlar sarsılır ve dağlar eriyip akan 
                                        bir kum 
yığınına dönüşür.

 

Bu ayet, ahiret gününü anlatan ilk ayet olup, ahiret gününün nasıl başlayacağını bildirmektedir: O gün arz ve dağlar şiddetli bir deprem ile sarsılır, dağlar kum gibi savrulur, un ufak olup dağılır. Arz dümdüz olur, ne tümsek kalır, ne alçak bir vadi.


                                                                                                        DEVAMI»»

 

 
  Bugün 227 ziyaretçi bizimle..