ANASAYFA

HURAFELER

ŞEHİTLERİ UNUTMA

ZİYARETCİLER

AKAİD

ÖZELLİKLERİMİZ

SORULARINIZ

KUR`AN ve TARİH

KAVRAMLAR

KUR`ANİ YAZILAR


   
  Tebyin - KUR`AN-I ANLAMAK KOLAYDIR....
  Müzzemmil3
 

 إِنَّا أَرْسَلْنَا إِلَيْكُمْ رَسُولاً شَاهِداً عَلَيْكُمْ كَمَا أَرْسَلْنَا إِلَى فِرْعَوْنَ رَسُولاً    

   15.   Ayet: 
Şüphesiz ki Biz size, üstünüze tanık olan bir elçi gönderdik. 
                                Tıpkı
Firavun`a bir elçi gönderdiğimiz gibi.

 

Bu ayette bir parantez açılmış ve muhatap değiştirilmiştir. Ayet, Mısır ile Musa arasındaki ilişkiye gönderme yaparak, Mekke ileri gelenlerine hitap etmekte ve onlara, kendi içlerinde yetişmiş, kendilerinden olan Abdullah oğlu Muhammed`in (s.a.v) bir elçi olarak görevlendirildiğini açıklamaktadır.

 

Burada Musa`nın elçiliğinin örnek gösterilmesi; Musa`nın Mısır`da doğup büyüdüğü, onların içinden birisi olduğu gibi, Muhammed`in de Mekke`de doğup büyümesi ve aynı şekilde Mekkelilerin içinde yaşayan birisi olması arasındaki benzerlik nedeniyledir.

 

Burada peygamberimizin Mekkelilere tanıklığı iki anlama gelebilir:

1.      Peygamberimiz, içlerinden biri olması münasebetiyle Mekkelileri yakından   

      tanımaktadır ve onlar hakkında tanıklık yapabilir.

2.      Bakara suresinin 143. ayetinde belirtildiği gibi, peygamberimiz ahirette tanıklık    

      yapacaktır.

 

Bize göre bu ayette kastedilen tanıklık, ayetin devamındaki Musa  Firavun örneğinin delâletiyle birinci şıktaki tanıklıktır. Çünkü peygamberimiz ile Mekkeliler arasındaki ilişki, Musa ile Firavun arasındaki ilişkiye benzetilmiştir. Örnek gösterilen ilişkide nasıl Musa, Firavun`un yanında büyümüş, yetişmiş ise, peygamberimiz de Mekkeliler arasında büyüyüp, yetişmiştir.

    16- فَعَصَى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَأَخَذْنَاهُ أَخْذاً وَبِيلاً 
    17- فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْماً يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيباً 
    18- السَّمَاء مُنفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولاً

 

            16-18.  Ayetler: Ama Firavun, elçiye isyan etti de Biz onu korkunç bir 
                                     tutuşla
tutuverdik.

                                    Buna rağmen, eğer küfrederseniz, çocukları ak saçlı 
                                    ihtiyarlara 
çeviren o günden nasıl korunacaksınız?

                                    Gök bile onunla (o günün şiddeti ile) parçalanır.
                                   O`nun vaadi 
gerçekleşmiştir.

 

Bu ayetlerde Mekke müşrikleri, Allah`ın gönderdiği elçiye karşı çıkması yüzünden cezalandırılan Firavun örnek gösterilerek, tehdit edilmektedir. Ayrıca ceza gününün dehşeti gayet etkili bir biçimde tasvir edilmektedir.

 

Çocukların bile korkudan saçlarının beyazlaşması, göklerin yarılıp çatlaması şeklindeki tasvirler, daha sonra inecek olan Hakka suresi 14. ayette, Ta Ha suresi 105-107. ayetlerde, Neml suresi 87. ayette, Nebe suresi 20. ayette, Karia suresi 5. ayette detaylandırılmıştır.

 

Kıyamet sahnelerinin korkunçluğunun, değişik üslûplarla anlatılmasının amacı, insanları korku faktörü ile doğruya yöneltmek olabilir.
               
                       إِنَّ هَذِهِ تَذْكِرَةٌ فَمَن شَاء اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ سَبِيلاً

 

            19.  Ayet: Şüphesiz ki bu (yukarıda anlatılanlar, Kur`an), bir öğüt vericidir/

                             düşündürücüdür. 
                            Onun için, dileyen, Rabbine doğru, bir yol edinir.

 

Bu ayette insanın doğruyu ve yanlışı seçmekte özgür olduğu vurgulanmakta ve okunan ayetlerin düşünenler için uyarı olduğu, dileyenin bu ayetlerden öğüt alarak Rabbine varan doğru yolu bulacağı belirtilmektedir.

    إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَى مِن ثُلُثَيِ اللَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَائِفَةٌ مِّنَ الَّذِينَ مَعَكَ وَاللَّهُ يُقَدِّرُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ عَلِمَ أَن لَّن تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرْضَى وَآخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِن فَضْلِ اللَّهِ وَآخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ اللَّهِ هُوَ خَيْراً وَأَعْظَمَ أَجْراً وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

 

         20.  Ayet: Hiç kuşkun olmasın, Rabbin, senin, gecenin üçte ikisinden daha 
                        azını,
yarısını, üçte birini ayakta geçirmekte olduğunu biliyor. 
                       Seninle
beraber olanlardan bir grup da öyle. Allah, geceyi de 
                       gündüzü de
ölçüye bağlar. Sizin onu kuşatamayacağınızı bildi de 
                       size tövbe nasip
etti. O hâlde Kur`an`dan kolay geleni okuyun. 
                      Sizden hastalar 
olacağını bildi. Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp 
                      Allah`ın fazlından bir
şeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da 
                      Allah yolunda 
çarpışacaklarını bildi. O hâlde ondan kolay geleni 
                     okuyun. ...

 

Surenin başında da değindiğimiz gibi bu ayetin Mekkî olduğunu ileri süren rivayetler olduğu gibi, Medenî olduğunu ileri süren rivayetler de vardır.

 

            Bize göre;

            -             Peygamberimizle birlikte bir grup müminin gece eğitimine katılması,

            -             Kur`an`ın oluşmuşluğu,

            -             Dış ticaret,

            -             Allah yolunda savaş,

            -            Allah`a güzel bir ödünç verme,

-             Namaz kılma, zekât verme

 konularının ayet içinde yer alması, ayetin İslâmî hükümlerin yerleşmiş olduğu bir dönemde inmiş olabileceğini göstermektedir. Eğer Medine`de inmediyse, Mekke döneminin sonlarında inmiş olabilir. Ancak bazı kimseler tarafından benimsenen “bu ayette henüz ilkeleştirilmemiş görevlerin yer alması, ileride olacağı kesinlik arz ettiğinden dolayıdır” görüşü de dikkatlerden uzak tutulmamalıdır.

 

Bu ayet, bazılarının ileri sürdüğü gibi 2-4. ayetleri nesh etmemekte (hükmünü kaldırmamakta), aksine o ayetleri farklı bir üslûp ile pekiştirmektedir.

 

Bu ayette; peygamberimize 2-4. ayetlerle verilen talimatların peygamberimiz tarafından yerine getirildiği beyan edilmekte ve toplum yapısına dikkat çekilmektedir. Buna göre; Kur`an öğrenme ve öğretme ile meşgul olanlar tıpkı peygamberimiz gibi 2-4. ayetlerle amel edecekler, bunların dışındakiler (esnaf, tüccar, avcı, çiftçi, asker ve tabiî ki hastalar) ise geceleri dinlenecekler, gündüzleri de işlerine bakacaklar ve sadece Kur`an`dan kolay geleni öğrenip, öğreteceklerdir.

 

            Ayette “Okuyunuz” diye çevirdiğimiz “ıkraû” sözcüğünü tekili olan “ıkra’” sözcüğünün anlamı salt okuma olmayıp “toparlayıp, dağıtmak (öğrenip, öğretmek)” anlamında olduğunu Alak suresinin tahlilinde açıklamıştık.

 

Ayette bahsedildiğine göre Müslümanlar artık eğitim-öğretim dönemlerini bitirmişler, öğrendiklerini yaşar duruma gelmişlerdir. Böyle durumlarda Kur`an`dan kolaylarına geleni (bilebildiklerini, ulaşabildiklerini) imkanları nispetinde okuyup başkalarına da öğreteceklerdir.

 

Ayette iki kez geçen “O halde Kur`an`dan, kolay geleni okuyun” ifadesinin namazla ilgisi yoktur. Ayette ifade edilen salt Kur`an okumak ve öğretmektir. Namaz zaten ayette açıkça söylenmektedir. Kur`an`dan, kolay gelenin okunması konusunda “ayet sayısı” ile ilgili fikirler ileri sürülmüş ve 1 - 100 ayet arasında okunması gerektiği yolunda beyanlar verilmiştir. Bize göre buradaki ölçü sayısal değil, mantıksal olmalıdır.

 

Bu ayetin, ibadetleri hafiflettiği yolunda ileri sürülen görüşler de bize göre isabetli değildir. Ayette, bilgilenmiş olanların, yani okulu bitirip diploma almış olanların mücadeleye çıkmaları, cepheye koşmaları, ama bu mücadele esnasında da yine ellerinde Kur`an olması gerektiği ve işlerine engel olmayacak kadarını ve bilebildikleri kısımları okumaları ve okutmaları emredilmektedir.

 

Ayrıca bu ayette insanların, ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar mükemmelliğe ulaşamayacakları açıklanıp onların tövbe edebilecekleri açıklanmış ve aşağıda göreceğiniz gibi “Allah`tan af dileyin. Hiç kuşkusuz Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.” denilmiştir.. Tövbe ile ilgili detay ileride başka surelerde gelecek.

 

            Namazı kılın. Zekâtı verin. Güzel bir  ödünçle Allah`a ödünç verin.

 

Burada “güzel bir ödünç” ile kastedilen; zekâtın dışında verilecek sadakalar, muhtaçlara yapılacak yardımlardır. Ancak “güzel” vurgusu, yapılacak yardımların malın iyisinden ve işe yarayanından olması gerektiğini hatırlatmakta ve “Allah`a ödünç verin” vurgusu da, yapılacak yardımları Allah`ın sanki kendisine verilmiş bir borç gibi değerlendirmesi için, en çok lâyık olanlara yapılması gerektiğine işaret etmektedir.

 

            Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz iyiliğin, Allah katında hayrını

            daha çok, ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız.

 

Kişinin ölmeden evvel malıyla mülküyle hayırlı işler yapması, onları ölene kadar elinde tutmasından ve mirasa bırakmasından Allah katında daha değerlidir.

 

            Allah`tan af dileyin. Hiç kuşkusuz Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.

 

Ayetin sonunda da, İslâm`ı yaşarken hata yapanların Allah`tan af dilemeleri istenmekte ve Allah`ın affediciliği bildirilmektedir.

 

Doğrusunu en iyi bilen Allah`tır

 

  

E- BU SURENİN BİZE MESAJI:

 

Yukarıda açıkladığımız gibi “İbare” manası itibariyle, Müzzemmil suresi de aynen Alak ve Kalem sureleri gibi peygamberimizin şahsına münhasır emir ve öğretileri içermektedir. Ama “İşaret” ve “Delâlet” manalarıyla, peygamberin misyonunu sürdürmek durumunda olan Kur`an davetçilerini de muhatap alır. Ve buna göre mesaj şöyledir:

 

1- Kur`an davetçileri geceleyin kalkmalılar, (gecenin üçte ikisinden biraz az, yarısı veya yarısından biraz fazla) mutlaka Kur`an çalışmalıdırlar. Normal iş-güç sahibi olup da, esnaflık, tüccarlık, çiftçilik, işçilik gibi iş yapanlar bu şarta uymasalar da olur. Onlar imkanları ölçüsünde kolaylarına gelen kısımları okumalı ve okutmalıdırlar.

 

2- Kur`an`ı mutlaka gece çalışmalıdırlar. Zira gece çalışması gündüzden daha etkindir. Gündüz ise başkalarına anlatmak ve öğretmek gibi işlerle uğraşmalıdırlar.

 

3- Kur`an mutlaka “tertil” ile okunmalıdır. Kur`an`ın ağır sorumluluğu olduğu asla akıldan çıkarılmamalıdır.

 

4- Kur`an davetçileri her şeyden alâkalarını kesip sadece Allah`a yönelmelidirler.

 

5- Kur`an davetçileri Rabblerinin doğunun ve batının Rabbi olduğunu, O`ndan başka ilâhın olmadığını iyi kavramalı, Allah`ı vekil tayin edip sadece O`na güvenmelidirler.

 

6- Kur`an davetçileri, kendilerine söyleneceklere sabretmelidirler. Ve davet ettiklerinden ayrılırken tekrar onlarla görüşebileceklerinin, yüz yüze bakabileceklerinin hesabını yapıp onları darıltmadan, incitmeden ayrılmalıdırlar.

 

7- Kur`an davetçileri, zengin, şımarık, ahireti yalanlayıcıların akıbetini Allah`a bırakmalı, onlara süre tanımalıdırlar. Yaptıkları davetin olumlu sonucunu veya onların cezalandırılmasını hemen beklememelidirler. Onlardan bazıları ya zaman içinde doğru yolu bulacaklar, ya da ama bu dünyada ama ahirette Allah tarafından cezalandırılacaktır.

 

8- Kur`an davetçileri, davetlerini önce kendilerini iyi tanıyan ve kendilerinin de iyi tanıdıkları kesime yapmalıdırlar. Tıpkı Musa (a.s) -Mısır ve Peygamberimiz (s.a.v) -Mekke ilişkilerinde olduğu gibi.

 

9- Kur`an davetçileri, kıyamet ve ahiret konularını muhataplarına, mutlaka ve aynen Rabbimizin vermiş olduğu ayrıntılarla bildirmelidirler.

 

10- Kur`an davetçileri, sadece Kur`an`ı bildirmeli, onun düşündürücü ve öğüt verici olduğunu hatırlatarak seçimi herkesin hür iradesine bırakmalı, dileyenin doğru dileyenin de yanlış yolu seçebileceğini kabul etmelidirler.

 

 
  Bugün 227 ziyaretçi bizimle..