A- TAKDİM
Kalem suresi iniş sırasına göre ikinci suredir. Adını birinci ayetteki “kalem” sözcüğünden almıştır. Ayetlerin geniş bir zaman aralığında indiği iddia edilse de Muhammed İzzet Derveze (1884-1984 Filistin), ayetlerin üslûp ve içeriğinden yola çıkarak, surenin ayetlerinin bir kerede olmasa da farklı aralıklarla Mekke`de inmiş olabileceğini ifade etmektedir.
Biz de bu kanaate sahibiz ve sureyi bu doğrultuda anlıyoruz.
Bu sureyi anlayabilmek için, din adına, Kur`an adına ne biliyorsanız bir kenara bırakın. Aynı peygamberimiz gibi elinize sadece Alak suresini alın ve sadece Alak suresinden yola çıkarak bu sureyi anlamaya çalışın. Çünkü bu ayetler indiğinde peygamberimizin elinde Alak suresinden başka hiçbir vahy yoktu.
Bu sure Alak suresinin vahyen devamıdır. Alak suresinde kısa, öz olarak verilen bazı değinmeler bu surede detaylandırılmıştır. Alak suresi öğrenilmeden bu sureyi anlamak mümkün değildir.
Ders devam etmektedir. Bu ikinci derstir. Bu derste Rabbimiz peygamberimizi eğitmeye devam etmektedir. Tıpkı bir antrenörün sporcusunu müsabakaya hazırladığı gibi Rabbimiz de peygamberimizi Ebu Cehillerle, Velid b. Muğîrelerle müsabakaya, mücadeleye hazırlamakta, ona talimatlar, taktikler vermektedir.
Bu surede, Abdullah oğlu Muhammed`e (sav) peygamberlik verildiği, niye bir başkasının değil de kendisinin peygamber yapıldığı ve bundan sonra nasıl davranması lâzım geldiği anlatılmaktadır. Bir ara parantezde de, karşıtlarının akıbeti ile mümin ve müttekileri (Allah`a saygılı davrananları) bekleyen nimetlere değinilmiştir.
B - AYETLERİN MEALİ
2/ KALEM (Nun) SURESİ
Rahman ve Rahîm Allah adına.
1-Nun. Kalem`e ve onların satır satır yazıp söylediklerine/ efsaneleştirdiklerine
kasem olsun ki/ bunları kanıt gösteririm ki:
2- Sen Rabbinin nimeti sayesinde, mecnun/ cinlenmiş/ deli değilsin.
3- Ve muhakkak senin için minnete bulaşmamış çok mal var.
4- Ve kesinlikle sen, çok büyük bir ahlâk üzerindesin / üstün bir karaktere sahipsin.
5- Yakında göreceksin onlar da görecekler,
6- fitneye uğramış/ delirmiş hanginizmiş.
7- Şüphesiz Rabbindir, yolundan sapanı en iyi bilen, yine O`dur doğru yola
ermiş olanları en iyi bilen.
8- O halde yalanlayıcılara itaat etme!
9- Arzu ettiler ki, sen onlara yağ çeksen/ yaltaklanıversen onlar da
sana yağ çekeceklerdi/ yaltaklanacaklardı.
10- İtaat etme şunların hiç birine; çok yemin eden, aşağılık,
11- alaycı, gammaz, koğuculuk için gezip duran,
12- hayrı engelleyen, saldırgan, günaha batmış,
13- kaba/ obur, sonra da kötülükle damgalı, asalak,
14- mal ve oğulları var diye.
15- Ayetlerimiz ona okunduğu zaman; "daha öncekilerin masalları" dedi.
16- Yakında Biz onun hortumunun üzerine damga basacağız.
17- Haberiniz olsun ki, Biz onlara belâ vermişizdir/ kesinlikle belâ vereceğiz,
(tıpkı) o çiftlik sahiplerine belâ verdiğimiz gibi.
Hani onlar, sabah olunca mutlaka onu devşireceklerine yemin etmişlerdi.
18- Bir istisna da yapmıyorlardı.
19- Ama onlar uyurken Rabbin tarafından bir dolaşan (afet) onun
üzerinden dolaşıverdi.
20- Sabaha, o bağ biçilmiş/ devşirilmiş gibi oluverdi.
21- Sabahladıkları vakit birbirlerine seslendiler.
22- "Haydi, devşirecekseniz (çiftliğinize) sabahleyin erkence gidin!" dediler.
23- Hemen yola koyuldular, aralarında fısıldaşıyorlardı:
24- "Sakın bugün aranıza bir yoksul sokulmasın!"
25- Sadece engelleme gücüne sahip/ şiddete güçleri yeten
(bir tavırla) erkenden gittiler.
26- Ama çiftliği gördüklerinde: "Biz mutlaka sapıklarız/
biz şaşırmışız/ yanlış yere gelmişiz,
27- yok yok, biz mahrum edilmişiz." dediler.
28- En hayırlı olanları: "Ben size ‘Tesbih etmiyor musunuz!’
dememiş miydim?" dedi.
29- Onlar: "Rabbimiz Seni tenzih ederiz, doğrusu bizler zalimlermişiz!” dediler.
30- Sonra döndüler, birbirlerini kınıyorlardı:
31- "Yazıklar olsun bizlere; bizler gerçekten azgınlarmışız/ kendini
firavun gibi gören küstahlarmışız.
32- Umarız ki, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir; gerçekten
biz bütün ümidimizi Rabbimize çeviriyoruz." diye.
33- İşte böyledir azap. Elbette ahiret azabı daha büyüktür, keşke
bilenlerden olsalardı!
34- Şüphesiz ki, takva sahipleri için Rabbleri indinde/ yanında
nimetleri bol cennetler vardır.
35- Ya artık, Müslümanları günahkârlar gibi yapar mıyız?
36- Neyiniz var, nasıl hükmediyorsunuz?
37- Yoksa içinde ders aldığınız şeyler olan size ait bir kitap mı var:
38- "Siz bu âlemde neyi seçerseniz/ beğenirseniz o mutlaka sizin olacak."
39- Yoksa size karşı kıyamet gününe kadar sürecek üzerimizde
yeminler/ taahhütler mi var: "Siz her ne hüküm verirseniz mutlaka öyle olacak." diye.
40- Sor bakalım onlara, içlerinden böyle bir şeye hangisi
kefildir/ bunu kim garanti etmektedir?
41- Yoksa onların ortakları mı var? O halde ortaklarını getirsinler,
eğer doğrulardan iseler.
42- Baldırın çıplak kalacağı (gerçek bütün çıplaklığıyla ortaya
konulup işin büyümeye başladığı/ işin ciddîleştiği) ve secdeye
davet edildikleri gün artık güçleri yetmez.
43- Gözleri yere eğilmiş, kendilerini bir zillet (hor görülme, alçalma)
sarmış bulunur. Oysa onlar, sağ salim iken de secdeye davet ediliyorlardı.
44- O halde bu sözü yalanlayanları Bana bırak! Biz onları bilmedikleri
yerden yakalayacağız…
45- Ve Ben, onların iplerini uzatırım (süre tanır, mühlet veririm), çünkü
benim plânım/ tuzağım zordur/ sağlamdır.
46- Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden
onlar ağır borç altında mı eziliyorlar?
47- Yoksa gayb yanlarında da onu onlar mı yazıyorlar?
48- Öyleyse Rabbinin kararına karşı sabret; balık arkadaşı gibi olma.
Hani o bir kez aşırı bunaldığında Rabbine seslenmişti.
49- Eğer Rabbinden ona bir iyilik ulaşmasaydı, kınanmış bir durumda,
boş bir yere atılacaktı.
50- Ancak, Rabbi onu seçti sonra da iyilerden kıldı.
51- O küfredenler o zikri (Kur`an`ı) işittikleri zaman az daha seni gözleriyle
gerçekten kaydıracaklardı/ devireceklerdi ve "O şüphesiz bir delidir" diyorlardı.
52- Halbuki o (zikir/Kur`an) bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir.